hayat ve memat - Blogcu


hayat ve memat

Hakkımda

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammedsiz Muhabbetten ne hasıl:)


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
* BEYAN
* SONPEYGAMBER
* KURAN DİNLE
* HAYATÇİZGİLERİ

Kategoriler

  • bendekiler
  • bilimsel
  • cocukgelisimi
  • Dua
  • Efendimiz
  • evlilik
  • hadis
  • kissadan hisse
  • mehmetcik
  • meyve ile sifa
  • namaz
  • neler oluyor
  • onemlisahsiyetler
  • Rabbimiz
  • ramazan
  • resim_foto
  • saglik
  • siir

  • hayat köşesi
    ARKADAŞLARIM
    ebrar06
    medreseizehra
    ucarsu
    mucahid23
    esmerbuluta
    esser
    mycandostu
    efrasyap
    sadakat
    1984nilufer
    yunuss
    nstar
    yunali
    kardelence
    ASFUR
    siyahpatya
    sahra1
    halime
    guldostlar
    zahide06
    rumuzsehadet
    efsaneesra
    erdemselvi
    1982fatma
    ulkuodabas
    konjenital
    IsI
    Serinmavi
    marsli
    nakkash
    nsmc
    neslinursema1
    haticane
    neslinursema3
    sumeyye2
    saef
    ipekkozasi
    mehmetyagiz
    dilaran
    neslinursema2
    neslinursema
    memnunca
    hnysf
    EmineDantelOrgu
    velisolmaz
    H2SO4
    ahsennur
    alyazmalim
    meryemcim
    calmevie
    hanifioner1
    sevener
    esin
    lasnu
    LAMBORGHINI
    mavizara
    nurubahce
    gozum
    eglencebahcesi
    hassasadam
    gazeteoku
    hayatcizgileri
    darulislam
    siirlihayat
    USTAD
    vahip
    yunuskose
    beyzadem23
    aeb23
    serdarhulaku
    gurunms
    djazemimm87
    sonsuzlukkervani
    birparcaozgurluk
    siiryarismasi
    webmasterkaynaklari
    cimkim
    hasanbeyan
    zerirem
    ONLARuyurken
    baharimol
    nihatkaya
    hzbayram
    psikolojist
    sudenaz002
    hakikatinmerkezi
    hayatnerede
    190358
    00yedi
    bahceninsesi
    teknikpcdersleri
    tubadursun
    yorulmaz44
    saclariniz
    fiberoptikci
    sezgim295
    kesintisizguckaynagi
    farenjitnedir
    sumeyyeyaman

    >

    Barbaros Fransa'da Namaz Kılarken

    Barbaros Fransa'da Namaz Kılarken

    Türk Donanmasını Osmanlı Bayraklarının çekildiği Toulon'da gösteren bir tablo.

    1867'de Sultan Abdülaziz, Fransa'nın Toulon limanına çıktığı zaman halk, bu göz kamaştıran kişiliği görmek için yollara dökülmüş, bir "Türk" görmenin keyfini yaşamak için çırpınmıştı. Abdülaziz'den tam 324 yıl önce Toulon Limanı'na, bu defa neredeyse 150 gemilik dev bir Osmanlı filosu yanaşıyordu. Mürettebat ve levent toplamı 30 bini bulan ve yürüyen bir şehri andıran Osmanlı donanması, 20 Temmuz 1543'te önce Marsilya limanına ulaşmış ve şehirdekileri top ateşiyle selamlamıştı. Türk gemileri yardımlarına geldiği için sevince gark olan Fransızlar, Osmanlı Kaptan-ı Deryası'nı görülmemiş törenlerle karşılamışlardı. Barbaros, şehrin ileri gelenlerinin verdiği ziyafette baş köşeye konulan bir tahta oturtulmuştu ve herkesin nazarları, bu efsane denizciye odaklanmıştı.

    Sonra Nice şehrine geçildi. Şehir, Fransızların o zamanki baş belası Şarlken'in kuvvetlerinin elindeydi ve zaten Barbaros, Fransa Kralı I. François tarafından Nice'i kurtarması için davet edilmişti. Kış yaklaşmıştı. Mecburen ertesi bahar harekâta devam edilecekti. Lakin İstanbul'a gidip dönmek daha da masraflı bir işti. Barbaros, Fransa ile ek bir anlaşma yaparak ihtiyaçlarının karşılanması ve leventlerin maaşlarının verilmesi şartıyla kışı Fransa'da geçirmeye karar verdi. Toulon Limanı, kışlamak için en uygun yerdi. Ama nasıl? Barbaros karşılaştığı her aksilikte burnundan soluyordu. Bu nasıl işti? Güya kendilerini yardıma çağırmış olan Fransızlar savaşa bile doğru dürüst hazırlanmamışlardı. Ne böyle muazzam bir orduyu besleyebilecek erzak toplamışlardı, ne de yeterli para tahsis etmişlerdi. O zamanlar bir şehri dolduracak kadar kalabalık sayılan bu kadar asker nerede yatıp kalkacak, nerede yiyip içecekti? Barbaros'un adamları ile Fransız makamları arasındaki tartışmalar tatsızlıklara yol açıyordu. Hatta yeniçeriler, bu işe kendilerini bulaştıran Fransız Sefiri Polin'i öldürmeyi bile planlamışlardı. Nihayet evler boşaltıldı ve askerler yerleştirildi.

    Boşalttıkları ahaliyi Müslümanlarla temas kurmasınlar diye (Müslüman olacaklarından korkuyorlardı çünkü) ücra köylere yerleştirmişlerdi. Toulon şehri, kısa bir zamanda eni konu bir Müslüman şehrine dönmüştü. Kadılar göz açıp kapayıncaya kadar mahkemelerini kurmuşlardı; müftüler din hizmetleri veriyordu; gemilerde bulunan tüccarlar da hazır gelmişken bir şeyler alıp satmanın derdine düşmüşlerdi. Dağ gibi leventlerinin aç kalmasına tahammül edemeyen Barbaros, sonunda bir Fransız tüccardan borç almak zorunda kaldı.

    Türk Donanmasını Nice'de gösteren bir gravür.

    Bütün çağdaş Fransız kaynakları, "Türk Mahallesi"ndeki düzen ve disiplinden söz ediyor, idarecilikteki başarılarını ve âdil davranışlarını övüyorlardı. Bu arada subaylar ve idareciler birbirlerine hediye vermekle meşguldü. Barbaros, Fransız komutan Orsini'ye, üzerine 12 Osmanlı padişahının resmedildiği abanoz ve fildişinden bir kutu hediye etmişti. Fransızların mukabil hediyesi ise bir yerküre üzerine yerleştirilmiş saat olmuştu.

    Nisan 1544'te Osmanlı donanması bu tatsız seferden, en azından Güney Fransa'nın işgaline engel olmayı başarmış olarak geri dönüyordu. Tabii Fransız Büyükelçisi Montluc 'ün şu unutulmaz cümlelerini Avrupa topraklarına serperek: "Türklerin herhangi bir kimseyi incittiklerine dair şikâyet olmamıştır. Nazik davranmışlardır. İaşeleri için aldıkları her şeyi, karşılığında para vererek almışlardır."

    O günleri yaşayan Toulonlular, Türklerin gelişiyle birlikte namaz kılınmaya başlanan şehrin birden sükûnete büründüğünü ve "Sancakbeyleriyle dolu ikinci bir İstanbul" haline geldiğini anlatmışlar birbirlerine yıllar yılı. Galiba bu anlatılanlar bir tek bizim beynimizdeki surları aşıp girememiştir içeriye.


    (Mustafa Armağan)



    Tarih: 13:15, 8/2/2008 Kategori: onemlisahsiyetler
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Malcom X

    "Şimdi artık şehadet zamanıdır!"

    "Malcolm X"in kilit cümlesi işte buydu. Zenci olmaktan utandığı için saçlarını yakıcı bir asitle düzleştirmeye çalışan Harlemli uyuşturucu ve kadın satıcısının, yirminci yüzyılın en büyük Müslüman devrimcilerinden birine dönüşmesinin tüyleri diken diken eden öyküsünü mutlaka okuyun!

    İnsanlar, ütopyalarını gerçeğe dönüştürebilmek için bir ömür boyu çalışır, didinir, inandıkları değerler uğruna ölesiye savaşırlar. Ama bazen öyle bir ân gelir ki bu dünyayı aslında kendi iradelerimizin yönlendirmediğini, her türlü fânî iradenin üzerinde bir ilâhî irade olduğunu fark ederiz. İşte bu da insanın kendisini "Yaradan'ın takdirine kayıtsız şartsız teslim etme ânı"dır. 

    LİDER, bir kitle heykeltraşıdır. Vazifesi, mermer blokundan heykel yontarcasına, kalabalıkları bir imân ordusuna dönüştürmektir.

    İlk ıslâhat kendinde başlar... İslâhatçı; değiştirmek istediği toplumdan evvel kendini inşâ edendir.

    Malcolm X, gerçek bir liderdi.

    Kırk yıllık bir hayatta en fazla ne yapılabilirse, ondan da fazlasını yaptı.

    "İblis"ten "El Hacc Mâlik El-Şahbâz"a, serserilikten Amerikalı Siyah Müslümanların Liderliğine... Ve çok daha ötelere: Şehâdete! Bataklıklardan şâhikalara yükselen bir hayat...

    İslâm dünyasının, son yüzyılda yetişen en iftihâr edeceği kahraman evlâtlarından biriydi Malcolm.

    Ömrü, her dakikası fitili ateşlenmiş bir dinamit gibi geçen bu insan, indifadan yorulmayan bir yanardağa benziyordu.

    Ona "Amerika'yı sarsan adam!" dediler... Doğruydu. "Dünyanın en öfkeli zencisi!" dediler... Doğruydu.

    Malcolm X, boğanın boynuzundan tutan adamdı!

    Bir liderin tarihî misyonu, önderlik ettiği kitlenin içinde bulunduğu şartlarla irtibatlıdır. Bu gerçeği göz ardı ederek onu "aşırı" olmakla itham edenlere, cevapların en susturucusuyla karşılık vermişti "Evet ben aşırıyım; çünkü benim halkım, bu ülkede aşırı derecede kötü durumda!"

    Bir yerde zulüm varsa, inlemek de aşırı olacaktır, isyân da!

    Tekmelenenler türkü söylemez!

    Derilerinin rengi siyah diye horlanan, linç edilen, öldürülen, caddelere, kahvelere, okullara sokulmayan, hayvanlardan daha hakir muameleye maruz kalan insanların damarlarına şuûr, öfke, şahsiyet ve imân enjekte ettiği için çağdaş beyaz yamyamların kâbusu olmuştu!

    Bir dâvâyı hakiki istikametinden saptırmanın en kalleş ve sinsi yolu, başına sahte liderlerin geçmesidir... Sahtekâr Elijah Muhammed'le saptırılan Müslümanlık, "palavracı siyah papaz" Martin Luther King'le yozlaştırılan zenci hakları hareketi, O'nun aksiyonuyla "suç üstü" yakalanmıştı.

    Elijah, iğrenç yalanlarla "yalancı semâlarda yalancı cennetlere" çağırıyordu. King, "pembe" bir rüya görüyordu. Malcolm'sa; "gerçeklerin iki kaşı ortasına bakıyordu."

    Şimşekleri üstüne en çok "oyunları bozanlar" çeker! Suya sabuna dokunmayan "muhalif"lerin, iktidarın başı üstünde yeri vardırl. "her şeyin aynı kaldığı" değişiklik arzûları, kimseyi rahatsız etmez...

    İnanmış bir tek insanın nelere muktedir olabileceğini görmek için onun hayatına bakmak gerekir. "Süper Güç" olduğu "vehmedilen" bir devlet, bu siyah derili adam karşısında âciz kalmıştı!

    Bazı insanlar, bütün insanlık için ölürler: Bütün insanlık için yaşadıkları gibi.

    Hürriyetin devâsâ heykelini dikenler, onun her cümlesi bir kıvılcım (hem ışık, hem alev) olan hür ve yiğit sesini susturabilmek için çareyi FBI ajanlarına kurşunlatmakta görmüşlerdi!

    Hangi hakikat gizlenmek istendikçe daha çok âşikar olmadı ki?..

    Zulüm, kısmak istediği sesi nârâ yapar! Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha yüksek sesle konuşur...

    Malcolm X onlardandı.

    (Allah rahmet eylesin.)


    Tarih: 22:29, 1/10/2006 Kategori: onemlisahsiyetler
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->