Kimselere diyemedim...
Kimselere
diyemedim... SENAİ
DEMİRCİÖyle
çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb'im. Sen çağırınca,
kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca,
sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince,
içim "cız" etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece
namaza durdum. Ayak diredim, "az sonra kılsam
da olur!" dedim. "Az sonra"larım "çok sonralar"a döndü, geç
kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım
huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm.
Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım,
rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur
borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar
sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık
borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin.
Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla
geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi
acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.
Gün
oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim.
Benden istediğin zamanı çok
gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda
huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler
aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin
arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni
lüzumsuz gördüm. "Beni bana bırak!"larla durdum huzuruna; içim başka bir
yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece
bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana!
Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin
beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında
günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini
takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar
genişlik borçluyum Sana. İçten
pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile
söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm.
Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin
sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı;
alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim
vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım.
Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim. İtirafımdır:
Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda,
"emrolunduğum gibi dosdoğru
ol"manın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. "Sırası değil!"di;
"hele dur; sonra da olur!"du. En Sevgili'ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime
alınmadım. Sen dileseydin,
çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında,
gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün
ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün
sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini
bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.
İçten
pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime
sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten
korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı
veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca
sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, "bitmez şimdi bu namaz !"
dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı. Bir Sen duydun beni
ey Rabb'im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin
üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler
için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun,
söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim
halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında
tuttun. İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi
özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… "Aradan çıkarmaya çalıştığım" oldu
namazı. Geçiştirdim
namazı. Bir "sorun"du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra
yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine
sızdırmalıydım oysa. Bilemedim. Kafa tuttum, ayak diredim,
pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her
secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme.
Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın.
Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın.
Utandırmadın. Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen
bildin ey Rabb'im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim
içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine "bana
ait"lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet
umayım?YA
ERHAMERRAHİMİN, Kusurlu
namazlarımızı katında kusursuz say. Amin.
|
Tarih: 22:11, 14/2/2008 Kategori: namaz |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|