hayat ve memat - Blogcu


hayat ve memat

Hakkımda

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammedsiz Muhabbetten ne hasıl:)


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
* BEYAN
* SONPEYGAMBER
* KURAN DİNLE
* HAYATÇİZGİLERİ

Kategoriler

  • bendekiler
  • bilimsel
  • cocukgelisimi
  • Dua
  • Efendimiz
  • evlilik
  • hadis
  • kissadan hisse
  • mehmetcik
  • meyve ile sifa
  • namaz
  • neler oluyor
  • onemlisahsiyetler
  • Rabbimiz
  • ramazan
  • resim_foto
  • saglik
  • siir

  • hayat köşesi
    ARKADAŞLARIM
    ebrar06
    medreseizehra
    ucarsu
    mucahid23
    esmerbuluta
    esser
    mycandostu
    efrasyap
    sadakat
    1984nilufer
    yunuss
    nstar
    yunali
    kardelence
    ASFUR
    siyahpatya
    sahra1
    halime
    guldostlar
    zahide06
    rumuzsehadet
    efsaneesra
    erdemselvi
    1982fatma
    ulkuodabas
    konjenital
    IsI
    Serinmavi
    marsli
    nakkash
    nsmc
    neslinursema1
    haticane
    neslinursema3
    sumeyye2
    saef
    ipekkozasi
    mehmetyagiz
    dilaran
    neslinursema2
    neslinursema
    memnunca
    hnysf
    EmineDantelOrgu
    velisolmaz
    H2SO4
    ahsennur
    alyazmalim
    meryemcim
    calmevie
    hanifioner1
    sevener
    esin
    lasnu
    LAMBORGHINI
    mavizara
    nurubahce
    gozum
    eglencebahcesi
    hassasadam
    gazeteoku
    hayatcizgileri
    darulislam
    siirlihayat
    USTAD
    vahip
    yunuskose
    beyzadem23
    aeb23
    serdarhulaku
    gurunms
    djazemimm87
    sonsuzlukkervani
    birparcaozgurluk
    siiryarismasi
    webmasterkaynaklari
    cimkim
    hasanbeyan
    zerirem
    ONLARuyurken
    baharimol
    nihatkaya
    hzbayram
    psikolojist
    sudenaz002
    hakikatinmerkezi
    hayatnerede
    190358
    00yedi
    bahceninsesi
    teknikpcdersleri
    tubadursun
    yorulmaz44
    saclariniz
    fiberoptikci
    sezgim295
    kesintisizguckaynagi
    farenjitnedir
    sumeyyeyaman

    >

    Kimselere diyemedim...

    Kimselere diyemedim...
     
    SENAİ DEMİRCİ
    Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb'im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim "cız" etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, "az sonra kılsam da olur!" dedim. "Az sonra"larım "çok sonralar"a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.
    Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. "Beni bana bırak!"larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.
    İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.
    İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, "emrolunduğum gibi dosdoğru ol"manın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. "Sırası değil!"di; "hele dur; sonra da olur!"du. En Sevgili'ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.
    Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.
    İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, "bitmez şimdi bu namaz !" dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.
    Bir Sen duydun beni ey Rabb'im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.
    İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… "Aradan çıkarmaya çalıştığım" oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir "sorun"du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.
    Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın.
    Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb'im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?
    YA ERHAMERRAHİMİN,
    Kusurlu namazlarımızı katında kusursuz say. Amin.


    Tarih: 22:11, 14/2/2008 Kategori: namaz
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    hakan aykut Alnım secde yerinde

     

    gönlüme hazanlar değmesin artık

     baharı yaşarken kış mevsiminde..


    Tarih: 19:12, 25/10/2007 Kategori: namaz
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->